NUR DERSi - NUR DERSLERi


 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
EN SON PAYLAŞILAN KONULAR
Konu Yazan GöndermeTarihi
Ptsi Mart 16, 2009 11:19 am
Ptsi Mart 16, 2009 11:19 am
Paz Mart 15, 2009 2:38 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:54 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:52 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:50 pm
Perş. Mart 12, 2009 7:30 pm
Perş. Mart 12, 2009 11:55 am
Perş. Mart 12, 2009 11:53 am
Perş. Mart 12, 2009 10:53 am
Salı Mart 10, 2009 11:46 am
Paz Mart 08, 2009 10:41 pm
C.tesi Mart 07, 2009 4:18 pm
Perş. Mart 05, 2009 1:29 pm
Perş. Mart 05, 2009 1:21 pm
Perş. Mart 05, 2009 11:12 am
Perş. Mart 05, 2009 12:34 am
Perş. Mart 05, 2009 12:32 am
Perş. Mart 05, 2009 12:32 am
Perş. Mart 05, 2009 12:31 am
Perş. Mart 05, 2009 12:31 am
Perş. Mart 05, 2009 12:28 am
Perş. Mart 05, 2009 12:28 am
Perş. Mart 05, 2009 12:27 am
Perş. Mart 05, 2009 12:27 am

Paylaş | 
 

 YANLIŞ TELKİNLER

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
NurDersi
MuHakkiK
MuHakkiK
avatar

Mesaj Sayısı : 709
Kayıt tarihi : 30/01/09

MesajKonu: YANLIŞ TELKİNLER   Cuma Ocak 30, 2009 10:55 pm

«Sual: Neden fedakâr, yüksek bir şefkati taşıyan valide, bu zamanda veledinin malından irsiyet almasından mahrum edildi. Kader buna müsaade eyledi.
Gelen cevap şu. Valideler bu asırda, bir aşılama suretinde şefkatlerini yanlış bir tarzda sarfetmeleridir ki, evladım şan, şeref, rütbe, memuriyet kazansın diye, bütün kuvvetleriyle evlatlarını dünyaya, mekteblere sevkediyorlar. Hattâ mütedeyyin de olsa, Kur’ânî ilimlerin okumasından çekip dünya ile bağlarlar. İşte bu şefkatin bu yanlışından, kader bu mahrumiyete mahkûm etti.» (Kastamonu Lâhikası sh: 264)
İmam-ı Gazalî de (r.a.) «Şimdi bak Din idaresi nasıl insanlar eline geçti. Kendilerine daimi bir gelir sağlamak ve bir mevki elde etmek için sultanların hizmetine koşar, paralar harcar ve her türlü zillete katlanırlar. Bunu yaparken de gayelerinin Allaha yaklaşmak olduğunu zannederler.» (İ.U. sh: 142)
«Süfyan-ı Sevrî’yi (R.A) mahzun gören arkadaşları sebebini sorduklarında “Biz insanlara ticaret vasıtası olduk. Gelir biri bizden okur da gider; kadı, vali veya ünlü bir kahraman olur. İşte üzüldüğüm cihet budur” diye cevab vermiştir.» (İ.U. sh: 143)
Çocuk mevzuunun en muhim esası ve hakikati ise:
«Hem peder, hem valide, tenasül kanunundaki vazifede çektikleri çok meşakkat ve gördükleri çok hizmete mukabil, yalnız veledin dünyada, kemal-i hürmet ve itaatla şefkatlerine ve hizmetlerine bedel, halis bir hürmet ve sadıkane bir itaat ve vefatlarından sonra salahatıyla ve hayratıyla ve dualarıyla onların defter-i a’maline hasenat yazdırmak ve 15 seneden evvel masumen ölmüş ise, onlara kıyamette şefaatçı olmak ve cennette onların kucağında sevimli bir çocuk olmaktır.
Şimdi ise terbiye-i İslâmiye yerine mimsiz medeniyet terbiyesi yüzünden ondan belki yirmiden belki kırktan bir çocuk ancak peder ve validesinin çok emniyetli hizmet ve şefkatlerine mukabil, mezkûr vaziyet vaziyet-i ferzandaneyi gösterir. Mütebakisi endişelerle, şefkatlerini daima rencide ederek, o hakiki ve sadık dostlar olan peder ve validesine vicdan azabı çektirir. Ve ahirette de davacı olur. “Neden beni imanla terbiye ettirmediniz. Şefaat yerinde, şekvacı olur. (Kastamonu Lâhikası sh: 252)
Evet «Bir validenin veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakiki bir ihlas ile vazife-i fıtriyesi itibariyle kendini evladına kurban etmesi gösteriyor ki; hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile; hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı ebediyesini onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez, veyahut su-i istimal edilir.
Yüzer numunelerinden bir küçük numunesi şudur: O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakarlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder.
“Oğlum paşa olsun” diye bütün malını verir; hâfız mektebinden alır, Avrupaya gönderir.Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor, Cehennem hapsine üşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak o masum çocuğunu, ahirette şefaatçı olmak lazım gelirken davacı ediyor.
O çocuk “Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?” diye şekva edecek. Dünyada da terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı layıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder. Eğer hakiki şefkat su-i istimal edilmeyerek, biçare veledini haps-i ebedi olan cehennemden ve idam-ı ebedi olan dalalet içinde ölmekten kurtarmaya o şefkat sırrı ile çalışsa, o veledin bütün ettiği hasenatının bir misli, validesinin defter-i a’maline geçeceğinden, validesinin vefatından sonra her vakit hasenatlarıyla ruhuna nurlar yetiştirdiği gibi, ahirette de değil davacı olmak, bütün ruh-u canı ile şefaatçı olup ebedî hayatta ona mübarek bir evlat olur.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nurdersi.forummum.com
 
YANLIŞ TELKİNLER
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
NUR DERSi - NUR DERSLERi :: İSLAMİ MESELELER VE PAYLAŞIMLAR :: İSLAMDA AİLE-
Buraya geçin:  
lemalarnuru@hotmail.com
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2007 By Admin & Administrator
©PhPBB
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Ücretsiz bir blog yaratın