NUR DERSi - NUR DERSLERi


 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
EN SON PAYLAŞILAN KONULAR
Konu Yazan GöndermeTarihi
Ptsi Mart 16, 2009 11:19 am
Ptsi Mart 16, 2009 11:19 am
Paz Mart 15, 2009 2:38 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:54 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:52 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:50 pm
Perş. Mart 12, 2009 7:30 pm
Perş. Mart 12, 2009 11:55 am
Perş. Mart 12, 2009 11:53 am
Perş. Mart 12, 2009 10:53 am
Salı Mart 10, 2009 11:46 am
Paz Mart 08, 2009 10:41 pm
C.tesi Mart 07, 2009 4:18 pm
Perş. Mart 05, 2009 1:29 pm
Perş. Mart 05, 2009 1:21 pm
Perş. Mart 05, 2009 11:12 am
Perş. Mart 05, 2009 12:34 am
Perş. Mart 05, 2009 12:32 am
Perş. Mart 05, 2009 12:32 am
Perş. Mart 05, 2009 12:31 am
Perş. Mart 05, 2009 12:31 am
Perş. Mart 05, 2009 12:28 am
Perş. Mart 05, 2009 12:28 am
Perş. Mart 05, 2009 12:27 am
Perş. Mart 05, 2009 12:27 am

Paylaş | 
 

 Evlenmek mi, Aile Kurmak mı?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
NurDersi
MuHakkiK
MuHakkiK
avatar

Mesaj Sayısı : 709
Kayıt tarihi : 30/01/09

MesajKonu: Evlenmek mi, Aile Kurmak mı?   Cuma Ocak 30, 2009 11:25 pm

EN BÜYÜK SAVAŞLAR nerede oluyor? Irak’ta mı, Filistin’de mi? En
büyük incinmeler nerede yaşanıyor? Atılan bir kurşunda mı? Yıkılan bir
evin altında kalmakta mı?

En büyük mutluluklar nerede yaşanıyor? İnsanın cenneti neresi? Bir
tatil diyarı mı? İşyerlerinde geçirilen zamanlar mı? Sessiz bir orman
mı?

İnsanın cenneti ve cehennemi neresi?

Öyle bir yer var ki, insanın hem cenneti, hem cehennemi oluveriyor. En
büyük mutlulukların sahnesi olabildiği gibi, bir anda en büyük
savaşların meydanı da oluveriyor. Cennetten cehenneme, cehennemden de
cennete anlık geçişler oluyor. Ânında cennet, ânında cehennem
kurulabiliyor burada.

Burası, evlilik mekânı. Büyük mutlulukların da, büyük meydan savaşlarının da zemini.

Modern zamanlarda ise evlilikle ilgili pek de iyi haberler duyulmuyor.
Kötü bir el cennete el atmış gibi sanki; duvarlarını kirletiyor,
eşyalarını kırıyor, düzenini bozuyor.
Evlenen insanlar genelde mutsuz. Evlenir evlenmez aşklarının
bittiğinden, kocaları ya da hanımları ile düş kırıklıkları
yaşadıklarından şikayet ediyorlar. Aradıkları şeyleri bulamadıklarından
yakınıyorlar. Evliliklerdeki çatışmalar, boşanma oranlarının gittikçe
yükselmesi, insanlarda evliliğe karşı bir ürküntü uyandırıyor. İnsanlar
evlenmekten korkuyorlar. Evliliğin insanı boğan, özgürlüğünü kısıtlayan
taraflarından dem vuruluyor.

Evlenmekten korkan veya evlenmeye karşı olan
insanlarla konuşunca görülüyor ki, onlar da mutsuz. Her ne kadar
evlilik karşıtı olduklarını söyleseler de, hayatlarında hep birşeyin
eksik olduğunu vurguluyorlar. Ama eksik olan bu şeyin ne olduğunun
adını koymakta zorlanıyorlar. Mutlu olacaklarına inansalar, evliliğe
karşı olmayacaklar belki de. Ama evlilikte mutlu olmanın garantisi yok.


Modern hayatta evliliğe karşı olan veya evlenmekten korkan öte yandan
evli olmamaktan da huzursuz insanlar, bu sefer evlenmeden birlikte
yaşamaya sığınıyorlar. Birlikte yaşamak birçok açıdan insana cazip
geliyor. Kişiler aralarındaki ilişkide birbirlerine daha az sorumluluk
hissediyorlar. Kendilerini evlilik bağı ile bağlamak istemiyorlar.

Bu sözümona özgürleştirici durum öte yandan insanın
çok temel bir ihtiyacını karşılayamıyor. Birlikte yaşayan insanlar da
mutsuz.

Peki o halde insanlar ne istiyorlar? Neyi arıyor ve neyi kuramıyorlar?




İNSAN NEDEN EVLENİR?


İnsan ilişkiler içinde yaşar. Bir ‘ses’e ihtiyaç duyar.
Yaşadıklarının yankı bulacağı bir varlığı arar. “Hayat ne kadar güzel
yaratılmış” diye içinden geçen bir cümlenin dahi başka bir varlıkta
yankılanmasını arzu eder. Bu düşünce karşıdaki insana gitmeli, onun
tarafından da yaşanmalı ve sonra tekrar ona dönmelidir. İnsan “Sanki
bir duvara konuşuyorum”dan muzdarip olur. “Söylediklerimi anladı,
önemsedi ve bana döndü”ye ihtiyacı vardır.

Böyle bir ilişki insanın hemcinsleri ile kurulabilir. Kurulmalıdır da.
Hatta modern zamanların en önemli sorunlarından biri de insanın
hemcinsleriyle böyle ilişkiler kurmaktan uzaklaşmasıdır.

Sevginin, şevkin, umudun, heyecanın paylaşılması ve yankı bulması
kadar, gam ve kederlerin de karşılıklı önemsendiği, “Derdin derdimdir”
anlayışı ile şekillenmiş bir ilişki, insana bu dünyada güven verir ve
bu güvene hepimiz ihtiyaç duyarız. İşte insan bu yüzden
nikâhlanır-evlenir ya da nikâhlanabilmeli-evlenebilmelidir.

O halde evlenebilmek iki insanın birlikte yaşaması ya da birarada
bulunması demek değildir. Evlenebilmek bir ilişki biçimi inşa etmektir.
İlişki kurabilmek bir sanattır. Her iki insanın da, evlilik öncesinde
yıllar boyu şekillendirdiği belli ilişki biçimleri vardır. Her ikisinin
de belleğine kendine özgü davranış kalıpları yerleşmiştir. Sorun her
iki tarafın da artık emek sarfederek yeni bir ilişki inşa etme çabasına
girip girmemesindedir. Evliliklerde unutulan nokta budur. Nikâhtan
sonra birlikte yaşamaya başlamakla herşey aslında yeniden
başlamaktadır. Evliliğin hem en zor, hem en tatlı tarafı da budur.

Ünlü sosyolog Bauman’ın bize ustaca
gösterdiği gibi, çeşitli birliktelilik biçimleri vardır. Örneğin, işlek
bir caddeyi ya da alışveriş merkezini düşünün. Burada insanlar birlikte vardır.
Ancak caddedeki yaya hiç kimseyle karşılaşmadan, hiç kimsenin gözüne
ilişmeden bir yerden öbür yana gidebilir. Caddede insanlar
birbirlerinin yanındadır. Yanyanadırlar. Fakat birbirleriyle birlikte değillerdir.

Ya da bir istasyon birlikteliğini düşünün.
Burada birazdan ayrılacaklarını, herkesin kendi yoluna gideceğini ve
ondan sonra da asla buluşamayacaklarını bilen yabancılar biraraya
gelirler. Ama bunlar, ayrılmadan önce burada ve şimdi içinde
bulundukları mekânı paylaşmak zorunda olduklarını bilen yabancılardır.
Burada da insanlar hâlâ birbirlerinin yanındadır, ama birlikte
değillerdir.

Bir başka birliktelik biçimi ise, bir
işyerindeki, meselâ bir fabrikadaki ölçülü ve tavında birlikteliktir.
Bu, diğerlerinden farklı olarak, kasıtlı bir birlikteliktir. İnsanları
biraraya getiren amaçlar, bunların birlikte olma amaçlarıyla aynı
olmayabilir. Bu tip yerlerde kısa ve keskin karşılaşmalar vardır. Ofis
ve işyerleri de kısa birliktelik için ustaca tasarımlanır.

Bugün mutsuzluk ve sıkıntı hissedilen evliliklerde
evler, işte Bauman’ın dikkat çektiği caddeler, istasyonlar, işyerleri
kadar soğuklaşmıştır. Çünkü ilişkiler birbirlerinin sadece fiziksel
olarak yanında olma halinde yaşanabilmektedir. Aynı evde yaşayan
insanlar evlerine girer girmez kapılarını kapatırlar. Sonra herkes yine
kendi odasına girip yine kapılarını kapatır. Aynı odada oturuyor
olsalar bile, duygu kapıları birbirine kapalıdır.

‘Aile’ haline gelememiş
evliliklerde, evler kişilerin yanyana ama ayrı ayrı yaşadıkları çok
amaçlı bir eğlence merkezi veya otel haline dönüşmüştür. Buralarda
sorun ‘yanında olma’ ya da ‘yan yana olma’ halinin varlığı, ancak ‘ile olma’ ya da ‘için olma’ halinin yokluğudur.

‘Yanında olma’
halinde, iki insan birbirinin iç dünyasında neler olup bittiğinden
habersizdir. Birbirine açılmamıştır. Açılma ihtiyacı da duymamaktadır.
Hatta, açılmaktan özellikle kaçınmaktadır.

‘İle olma’ şeklindeki birliktelikte, iki insan arasında bir
açılım meydana gelir. Bu, evlenebilmeye uzanan süreçte en temel geçiş
noktasıdır. İki insanın birbirine içsel dünyasını açmasıyla birlikte
iki ayrı dünya arasında çok özel bir köprü
kurulur. Artık karşıdaki insan için kayıtsız kalamazsınız. Her iki
insan arasında mevcut olan ‘kişiler arası mesafe’ olabildiğince
kapanır. Sanki gizli bir el bu iki insanı birbirine bağlar. Birbirine
açılma ile iki kişilik bir evren kurulur. İki kişi, sahip oldukları
duygu ve düşünceleri yekdiğerine aktarır. İki insan tanışmaya başlar.

‘İçin olma’ halinde ise, artık iki insan arasındaki ilişki
biçiminin dinamiği şefkat üzerinden yürümeye başlar. Kişi ötekiyle
koşulsuz, karşılıksız olarak ilgilenir. İlgilenme ve özen gösterme,
temel bir unsurdur. Kişi, ötekini dert edinir. Onun varlığını önemser.
Onun için sorumluluk duyar.

‘İçin olma’ halinin daha üst düzey bir hali, her iki kişinin beraberce Yaratıcı için yaşamasıdır. Bu, evlenebilme halinin en üstün düzeyidir. ‘O’nun için birlikte yaşayabilmek üzere birbirinin varlığını önemseyerek yaşama’ biçimini kazanan iki kişi artık birbiri ‘için’ vardır, ama bu varoluş halleri ‘O’nun için birlikte varolmak’ içindir.
İlişkilerinin temel dinamiği birbirine karşı fedakârlık, birbiri için
feragat düzeyine ulaşmış iki ayrı dünya, kendi bireyselliğini
yitirmeden, içiçe geçmiştir. İki insan arasındaki mesafe olabildiğince
azalmıştır.

Her iki kişi de varoluşlarını borçlu oldukları
Mutlak Varlığa karşı kendilerini sorumlu hissederler. Hayatlarını O’na
göre tasarımlarlar. Her biri hem kendisinin hem de ötekinin ‘O’nun için
yaşaması için’ birbirlerine sorumluluk hisseder. ‘O’nun için yaşaması için,’ ötekine özen gösterir.
Mutlak Varlık adına, ötekinin varoluşuna ilgi duyar. O’nun adına onu
önemser, şefkat eder ve merhamet gösterir. Ötekinin varlığını
boşveremez artık. Yaratıcı ise onları hiç boşvermez. Yaratıcının özel ilgisine, merhametine ve şefkatine mazhar olurlar.

Böylesi bir ilişki inşa ederek evlenebilmenin zor olduğunun farkındayım. Ama bunu denemek ya da arzu etmek bile Yaratıcıyı hoşnut etmeyecek midir?





05/02/2004
©️ 2008 karakalem.net, Mustafa Ulusoy
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nurdersi.forummum.com
 
Evlenmek mi, Aile Kurmak mı?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
NUR DERSi - NUR DERSLERi :: İSLAMİ MESELELER VE PAYLAŞIMLAR :: İSLAMDA AİLE-
Buraya geçin:  
lemalarnuru@hotmail.com
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2007 By Admin & Administrator
©PhPBB
Yetkinforum | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Bir bloga sahip olmak