NUR DERSi - NUR DERSLERi


 
AnasayfaTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap
EN SON PAYLAŞILAN KONULAR
Konu Yazan GöndermeTarihi
Ptsi Mart 16, 2009 11:19 am
Ptsi Mart 16, 2009 11:19 am
Paz Mart 15, 2009 2:38 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:54 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:52 pm
Cuma Mart 13, 2009 1:50 pm
Perş. Mart 12, 2009 7:30 pm
Perş. Mart 12, 2009 11:55 am
Perş. Mart 12, 2009 11:53 am
Perş. Mart 12, 2009 10:53 am
Salı Mart 10, 2009 11:46 am
Paz Mart 08, 2009 10:41 pm
C.tesi Mart 07, 2009 4:18 pm
Perş. Mart 05, 2009 1:29 pm
Perş. Mart 05, 2009 1:21 pm
Perş. Mart 05, 2009 11:12 am
Perş. Mart 05, 2009 12:34 am
Perş. Mart 05, 2009 12:32 am
Perş. Mart 05, 2009 12:32 am
Perş. Mart 05, 2009 12:31 am
Perş. Mart 05, 2009 12:31 am
Perş. Mart 05, 2009 12:28 am
Perş. Mart 05, 2009 12:28 am
Perş. Mart 05, 2009 12:27 am
Perş. Mart 05, 2009 12:27 am

Paylaş | 
 

 HADİSAT-I ÂLEMİN SEYRİ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
NurDersi
MuHakkiK
MuHakkiK
avatar

Mesaj Sayısı : 709
Kayıt tarihi : 30/01/09

MesajKonu: HADİSAT-I ÂLEMİN SEYRİ   C.tesi Ocak 31, 2009 8:21 pm

Kıyamet alâmetleri denilen bu amansız âfet ve emsal­siz belânın mânâsı çok şamil ve musibeti çok çe­şitli olmasın­dan, bu fitnenin başlangıç ve sonu husu­sunda Kur’andan yaptığı cifrî istihraçlarıyla bazı işa­retleri Bediüzzaman Hazretleri şöyle kaydeder:


“İnsanların, hususan Müslümanların bu te­sel­sül eden helâketleri ve hasaretleri ne vakitten başladı, ne vakte kadar devam eder?” hatıra geldi.


Birden, her müşkülümü halleden Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan Sûre-i Ve’l-Asri’yi karşıma çıkardı. Dedi:


“- Bak.”


-Baktım. Her asra hitap ettiği gibi, bu asrı­mıza daha ziyade ba­kan

إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ * وَالْعَصْرِ (*) âyetindeki إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ (şedde ve tenvin sayılır) ma­kam-ı cif­rîsi bin üç yüz yirmi dört edip (1908),

Hür­riyet in­kılâ­bıyla başla­yan;

• tebeddül-ü saltanat ve (1909)

• Balkan ve İtalyan harpleri ve (1911-12)

• Birinci Harb-i Umumî mağlû­bi­yetleri ve (1914-1918)

• dehşetli mu­ahedeleri ve (1920)

• şe­air-i İslâmiyenin sarsılmaları ve (1923….)

• bu mem­leketin zelze­le­leri ve yangınları ve (1939..)

• İkinci Harb-i Umumînin zemin yüzünde fırtınaları (1939-1945..)

gibi, semavî ve arzî musi­betlerle hasâret-i insaniyeyle إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ âyetinin bu asra dahi bir hakikati, maddeten aynı tari­hiyle gösterip, bir lem’a-i i’câzını gösteriyor.

إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ (**) âhir­deki ت , ه sayılır.

Şedde sayılır ise, makam-ı cifrîsi bin üç yüz elli se­kiz (1942) olan bu senenin ve gelecek se­nenin aynı tari­hini göstermekle o hasâret­lerden, bâhusus mânevî ha­sâret­lerden kur­tulmanın çare-i yegânesi iman ve a’mâl-i sa­liha ol­duğu gibi ve mefhum-u muhalifiyle, o hasâ­retin de sebeb-i yegânesi küfür ve küfran, şükür­süzlük, yani imansızlık, fısk ve sefa­het oldu­ğunu gös­terdi.


Sûre-i Ve’l-Asri’nin azametini ve kudsiyetini ve kısalı­ğıyla be­raber gayet geniş ve uzun hakaikin hazi­nesi olduğunu tasdik ederek Cenab-ı Hakka şük­rettik.


Evet, âlem-i İslâmın, bu asrın en bü­yük hasâ­reti olan bu dehşetli İkinci Harb-i Umumîden kur­tulması­nın sebebi, Kur’ân’dan gelen iman ve a’mâl-i saliha ol­duğu gibi; fakirlere gelen acı, açlık ve kah­tın sebebi dahi, orucun tatlı açlığını çekme­dik­leri ve zenginlere gelen hasâret ve zayi­atın sebebi de, zekât yerinde ihti­kâr etmele­ridir. Ve Anadolu’nun bir meydan-ı harp ol­mamasının se­bebi, إِلاَّ الَّذِينَ آمَنُوا kelime-i kud­siyesinin ha­kikatini fevkalâde bir surette yüz bin insa­nın kalble­rine tahkikî bir tarzda ders veren Risale-i Nur oldu­ğunu, pek çok emareler ve şakirtlerinden binler ehl-i ha­kikat ve dikkatin kanaatleri ispat eder.


Ezcümle: Emarelerden biri, Risale-i Nur’a sıkıntı ve­ren, veyahut hizmetinden çekilen pek çok adamla­rın tokat yemeleri gibi, bu sene, bu memleketin et­rafında umumî bir tarzda Risale-i Nur’un intişarına sıkıntı ve­rip şimdiki bir nevi tevakkuf dev­resi ver­mek hatâ­sıyla, şimdiki umumî sı­kıntının bir sebebi oldu­ğunu göster­mesidir.


(*) (Asr Sûresi, 103:1-2.)


(**) (Asr Sûresi, 103:3)


Sûre-i Ve’l-Asr’in dağ meyvesi na­mın­daki nük­te­sine bir haşiyedir.

الصَّالِحَاتِ deki ت , âhirdeki "ta"lar ekseriyetçe vakfa rast gelmesiyle cifirce ه sayılabilir, إِلاَّ beraber­dir. Bu noktada (1358) bu zamanımızı gösterir. Ve telaffuzca ه okunmadığından ت kalabilir.

Bu nokta­dan, şeddeler sayılmazsa ve إِلاَّ beraber değil, ikiyüz küsur sene zamana kadar iman ve amel-i sâlih ile be­raber bir taife-i azîme, hasarat-ı azîmeye karşı mücahedeye devam edeceğine işaret edip, Fatiha'nın âhirinde صِرَاطَ الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ (*) bin beşyüz kırkyedi (1547) veya bin beşyüz yetmişyedi (1577) gösterdiği zamana;

hem لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ حَتَّى يَاْتِىَ اللَّهُ بِاَمْرِه (**) birinci cümle, bin beşyüz (1500) makamıyla âhirzamanda bir taife-i mücahidînin son zamanlarına; ve ikinci cümle bin beşyüzaltı (1506) makamıyla, galibane mücahedenin tarihine; ve üçüncü cümle bin beşyüz kırkbeş (1545) makamıyla pek az bir farkla, hem Fatiha'nın, hem Ve-l'Asrı Suresi'nin iki cümlesi­nin gaybî işaretlerine işaret edip, tevafuk eder.

Demek bu hadîs-i şerifin üç cümlesinden herbirisi, bin beşyüz tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dair işaretlerine, aynen bu اَلَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ şedde sayılmazsa, bin beşyüz altmışbir (1561) makamıyla, hem وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ (şedde sa­yılır fakat بِالصَّبْرِ lâmdır) bin beşyüz altmış (1560) makamıyla iştirak edip, o taife-i azîmenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mana-yı işarî ve cifrî ile gösterirler. Ve Fatiha ve hadîsin irae ettik­leri tarihe, makam-ı ebcedleriyle takarrüb edip, farklı bir derece tevafuk ederler ve manalarıyla da tam teta­buk ederek, parlak bir lem'a-i i'caziye-i gaybiyeyi gösteriyorlar.» (Kastamonu Lâhikası sh: 204)


(**) Buhari, İ’tisam: 10; Müslim, İman: 247, İmâre: 170, 173, 174; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 27, 51; İbn-i Mâce, Mukaddime: 1, Fiten: 9; Müsned, 5:34,269, 278, 279; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:449-450, 550.


(*) (Fâtiha Sûresi, 1:7.)


Mugayyebat-ı hamseden olan kıyame­tin vakti ve Nurcular taifesinin ne zamana ka­dar devam edeceği mevzu­unda Bediüzzaman Hazretlerinin yazdığı bir mektub:


«Ahirzamandan haber veren mühim bir ha­dis

لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ حَتَّى يَاْتِىَ اللَّهُ بِاَمْرِه

Ramazan-ı Şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadis-i şerif hatırıma geldi. Belki, Ri­sale-i Nur şakirtlerinin taifesi ne kadar devam edece­ğini dü­şündüğüme binaen ihtar edildi.

لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى —şedde sayılır, tenvin sayıl­maz—fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 ederek ni­ha­yet deva­mına ima eder. لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ

ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ —şedde sayılır—fıkrası dahi, makam-ı cifr­îsi 1506 edip, bu tarihe kadar zahir ve âşikârâne, belki galibane, sonra tâ ’42’ye kadar gizli ve mağlû­biyet içinde vazife-i tenviriyesine de­vam ede­ceğine remze ya­kın ima eder.

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ وَالْعِلْمُ عِنْدَاللَّهِ

حَتَّى يَاْتِىَ اللَّهُ بِاَمْرِه -şedde sayılır- fık­rası dahi, ma­kam-ı cifrîsi 1545 olup kâfirin başında kı­yâmet kopmasına ima eder. لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ

Câ-yı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil’ittifak bin beş yüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam ta­mına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette 1506’dan tâ ’42’ye, tâ ’45’e kadar üç inkılâb-ı azî­min ayrı ayrı za­manlarına tetabuk ve tevafukları­dır.


Bu imalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil; fakat birden ihtar edil­mesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vak­tini kat’î tarzda kimse bilmez; fakat, böyle îma­larla bir nevî ka­naat, bir galip ihtimal gelebilir. Fatiha’da sırât-ı müs­takîm ashabının tâife-i küb­râsını târif eden الَّذِينَ أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ fıkrası, şedde­siz 1506 veya 1507 ederek, tam tamına ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ fıkra­sının makamına teva­fuku ve mânâsına teta­buku ve şedde sayılsa لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى fıkrasına üç mânidar farkla tam muva­fakatı ve mânen mu­tabakatı, bu hadisin imasını teyid edip remiz de­re­cesine çıkarı­yor. Ve müteaddit âyât-ı Kur’âni­yede sırât-ı müstakîm kelimesi, bir mânâ-yı rem­ziyle Risaletü’n-Nur’a mâ­nâca ve cifirce ima et­mesi remze yakın bir ima ile, Risaletü’n-Nur şa­kirtlerinin taifesi, âhirzamanda o ta­ife-i kübrâ-i âzamın âhirle­rinde bir hizb-i makbul ola­cağını işâret eder diye def’a­ten birden ihtar edildi.

لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ وَالْعِلْمُ عِنْدَاللَّهِ » (Kastamonu Lâhikası sh: 27)

«Rivayette var ki: “Âhirzamanda, Allah Allah di­yecek kalmaz.” (*) لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللّهُ

Bunun bir te’vili şu ol­mak ge­rek­tir ki:


“Allah! Allah! Allah! deyip zik­reden tekye­ler, zi­kirhaneler, medreseler kapanacak ve ezan ve kamet gibi şeairde ismullah yerine başka isim ko­nulacak” de­mektir.


Yoksa umum insanlar küfr-ü mut­laka düşecek­ler demek değildir. Çünki Al­lah’ı in­kâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır. Umum değil, belki ekser insanlarda dahi vu­kuunu akıl kabul etmez. Kâfirler Allah’ı inkâr etmi­yorlar, yalnız sıfatında hata ediyorlar.


Diğer bir te’vili şudur ki:


Kıyamet kop­ma­sının dehşetini görmemek için, mü’min­lerin ruhları bir parça evvel kabzedilir; kı­yamet, kâfirlerin başla­rında patlar.» (Şualar sh: 584) (*)Sahih-i Buhari Muhtasarı hadîs:2114 ve S.Müslim cilt:1 sh:195 hadîs: 234 ve Tirmizî fiten/35 hadîs: 2217 ve Kenz-ül Ummal cilt: 14 hadîs: 3485
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://nurdersi.forummum.com
 
HADİSAT-I ÂLEMİN SEYRİ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
NUR DERSi - NUR DERSLERi :: RİSALE-İ NUR ÖZEL BÖLÜM :: AHİRZAMAN VE KIYAMET ALAMETLERİ ÖZEL BÖLÜM-
Buraya geçin:  
lemalarnuru@hotmail.com
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2007 By Admin & Administrator
©PhPBB
Forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blog